13/10/2009 - “GüL” oLmasaydi2...

“Gül” olmasaydı, Kullar, “Sırât-ı Mustakîm”i bulamaz, yıllar “Asr-ı Saadet”i bilemez, yollar Kıble’de karar kılamazdı... Dünyaya köle olup irtifa kaybedenler, gurur ve kibirde zirveye çıkanlar, Gayyâ kuyularından kurtulamazdı… Nefse tutsak olan duygular yüzünden onlarca parçaya bölünen yürekler; “bir kızıl goncaya” dönene kadar kanasa bile, gönüller bir türlü gül bahçesine dönemezdi… Ve “Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi ” diyen çile harmanları “Aşk-ı Hakîki”den nasip almaz, gönüller aşk ile tâcidâr olmazdı...
“Gül” olmasaydı, Ay’ın yüreğine değen O Şefkatli El’in mübârek parmağıyla, mehtabın titreyen gamzesi ikiye bölünmezdi…Î’lây-ı Kelîmetullah aşkına yelken açıp, gönül fethi için sefere çıkanların, zamansız mekânlara ve mekânsız zamanlara yaptığı sır dolu yolculuklar bilinmezdi… Mâverâ aşkıyla düşlerine kanat vuranların gönül seccâdeleri, müjdeli şafaklara serilmezdi... Gözler, “Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı”nı görmez, “her zorluğun yanına bir kolaylık” varmaz, her hüznün içine bir huzur girmezdi… Tefekkür, tezekkür, tenevvür, tekemmül ve tevekkül el ele vermez; ayrılık vuslata, zayıflık tâkate, ölüm hayâta bestekâr olmazdı…
“Gül” olmasaydı, Beşeriyetin kanayan yaraları gül yaprağıyla sarılmaz, yetimlere, öksüzlere, mazlumlara ve mağdurlara merhamet edilmez, insanlara müşfik davranılmazdı… İnsanların hayatında firkat içinde yeni bir firkat kıyama durur, gözbebeklerine en kasvetli hüzünler oturur ve amel defterlerinde günahkâr gölgelerin nabzı vururdu… Katran siyahı küfür gecelerinden, îmanın âsûde iklimine varılmazdı… Karanlığın kalbine nûrânî imzalar atılmaz, Hilâl’in hükmü kalmaz, Kıble’yi kimse bilmez ve gecenin siyah perçemlerini aydınlatan ay yüzlü sevdâlar efsûnkâr olmazdı…
“Gül” olmasaydı, İlmi farz, tefekkürü ibâdet telâkki eden bir mukaddesâta sırtımızı dönerdik… Biz; gül diye dikenleri dermeyi, umut dağıtmak yerine hazan bahçelerinde gazeller toplamayı şiâr edinirdik…Gül rengi diye ateşlere sarılırdık… Hazan sarısına dönerdi hayallerimiz… Yürekler sevdalanmaz, gönüller yanmaz, kışta gelenler baharı soluklamaz, kul ölümsüzlük şerbetini yudumlamaz, hâl ehlinin cümle eksikleri aşk ile tamamlanmaz ve ehl-i dil, dildâr olmazdı…
“Gül” olmasaydı, İnsanlığın gördüğü en muhteşem inkılâb gerçekleşmezdi... Ruhumuz, Mâverâ’ya kanat çırpmaz, kalbimiz “ALLAH” aşkıyla çarpmazdı...
“Gül” olmasaydı, Azgın tufanlar içinde âciz kalan bîçâreler, çâresizliğe göğüs geremezdi... İnsanlar ebedî barış ve kurtuluş menzîline eremezdi... Hayırlar fethedilmez, şerler defedilemezdi… Gönül tellerimize dokunan mızraplar ferâhnâk nağmeler veremezdi… Ruhların ölümden vâreste olduğunu, kışın bahara, gecenin nehâra, vefâtın dirilmeye bir beste olduğunu anlayamazdık... Bâkî olanı unutup, fânî olanlar için “âh etmeye” devam ederdik… Canlar cânı”nı bilemez, “Ballar balı”nı bulamazdık… İstikbâlimizde “Gül” yüzlü bahar, bakışlarımızda “Gül” mushaflı nazar, kalbimizde ‘Gül Yüzlü Yâr’ ve gönlümüzde “Vâreden”in aşkı vâr olmazdı…
“Gül” olmasaydı…
|
|
Yorum (1) :: Bağlantı
|
13/10/2009 - “GüL” oLmasaydı...

"Gül" olmasaydı,
Alemler yaratılmazdı... Rahmet yüklü hidâyet bulutları, Âdemoğlunun yüreğinde karar kılmazdı... ALLAH (c.c.), hakkıyla anılmaz; Kur’ân, gerçek mânâsıyla anlaşılmazdı… Hilâl’in ışığı yanmaz, zifirî karanlıklar aydınlanmaz, gurûbu olmayan şafaklar ufka dayanmaz ve insanlık İslâm şerefiyle bahtiyâr olmazdı...
“Gül” olmasaydı, Hira Dağı Cebel-i Nûr olurken, gecelere bürünmüş Mekke semâları uyanmazdı gül yüzlü bir sabaha… Serâ da, süreyyâ da âyet âyet dokunan yeni bir diriliş muştusuyla tekbir almazdı bir daha… İnsanlar, semâvî sevdâlarla serfirâz olmak, vâhyin emsâlsiz güzelliklerinden feyz almak için yol bulamazdı en kutlu felâhâ… Medine’den yayılan İlâhî dâvet, bütün dünyayı kuşatmazdı… Aşkın mi’râcına çıkan gönüller, aklın verâsına ulaşıp secdekâr olmazdı…
“Gül” olmasaydı, “Müjdeleyici”, “davetçi”, “şahit” ve “uyarıcı” olarak gönderilen Hâkikât Güneşi (s.a.v.) ufkumuza doğmazdı… Dînin, duânın ve ibâdetin nûru sînelerimize sağanak sağanak yağmazdı… Kâinata dar gelen Rabb-i Rahîm’in aşkı yumruk kadar bir kalbe sığmazdı… Yürekler “ALLAH” nidasıyla dalgalanmaz, diller her nefeste şükrederek Hakk’ı anmaz, gönüller Muhabbetullah aşkıyla alev alev yanmazdı... Ve insanlık, sevginin bütün kapıları açtığından hiçbir zaman haberdâr olmazdı...
“Gül” olmasaydı, O’nu gören gözler “Sahâbî” sayılmaz, “Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir” hadîsi duyulmaz, Hz. Ebûbekir (r.a.) “Sıddîk” unvânını almaz, Hattab oğlu Ömer (r.a.) adâlet timsâli “Ömerü’l-Fâruk” hâline gelmez, Hz. Osman (r.a.) “Zinnûreyn” diye çağrılmaz ve “İlmin kapısı” Hz. Ali(r.a.)’nin kılıcı da “Zülfikâr” olmazdı...
“Gül” olmasaydı, “Hayra davet eden” sonçağrıyı işitemez, “Çöle İnen Nûr”un hâlesi olmaya gidemezdik... Sevdâ yaylasından Mevlâ’ya ulaşan yolun bidâyetinin de, nihâyetinin de O’nun “İz”inden geçtiğini idrâk edemezdik… İç âlemimizde çözülmeyi bekleyen binlerce buzulun, kalbimizi neden mesken tuttuğunun ve nasıl çözüleceğinin sırlarını asla çözemezdik… Yüreğimizdeki kin ve nefret dağlarını hâk ile yeksan etmeyi, nefsanî arzuları dizginlemeyi, kalbimizi işgal eden buzulları îman ateşiyle eritmeyi “Gül” olmadan katiyyen öğrenemezdik… Kalplere ‘Gül Cemresi’ düşmeden dünyamıza bahar gelmez ve cennet-âsâ baharların getirdiği yemyeşil bir sevdânın nûru yüreğimizi gönül hâline getirmezdi… O’nun kâinata can veren muhabbeti olmasaydı; gözyaşlarında dalgalanan rahmet ummanları gönül sahillerimize vurmaz, duâlar kıyâma durmaz, seher vakti âşıkların “Hû, Hû”lara karışan “Âmin”leri duyulmaz ve yürekler İlâhî aşka giriftâr olmazdı…
“Gül” olmasaydı, “Ölmeden evvel kendimizi hesaba çekmeyi”, “ölümle uyanmadan önce” Müslüman olarak yaşamayı, “ALLAH (c.c.) için sevmeyi ve ALLAH (c.c.) için buğzetmeyi”öğrenemezdik… “İnsana teşekkür etmeyen, ALLAH’a şükredemez” kıstasını idrak edemez, ”Mahlûku sevmeyen, Mâbudu sevemez”, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” ölçüsünü öğrenemez, “Din kardeşliğinin kan kardeşliğinden daha önemli olduğunu” bilemezdik… Böyle olunca; “Ebâbil Kuşları”nın aşkına meftûn olan mâhur düşlerimiz hüzzama döner, hayatımız hüsrân denizinde boğulur, umutlarımız karanlığın girdabında kaybolur, kelâmın tahtı devrilir ve“Âlemlere Rahmet” olan“En Sevgili”ye “Yâ Muhammed cânım arzular Seni” ikrârımız aslâ âşikâr olmazdı...
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
1/10/2009 - KUR'AN-a Sorsaydın Eğer..
 
Bismillahirrahmanirrahim.....
Önce İnsan Kimliğini Alırdın...Sonra İrfan Adresini Bulurdun...Ve ALLAH'ın Hâlifesi Olurdun...Kendini Kur'ân'a Sorsaydın Eğer..
Hâkk Dîni'ne Hurâfeler Katmazdın...Zanlarla Hükmetmez Küfre Batmazdın...Dünya İçin Ahireti Satmazdın...İslâm'ı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer..
Kalbin Kararmazdı Öfkeyle...Kinle...Savaşırdın Önce Kendi Kendinle...Alay Eder miydin Bu Yüce Dîn'le...Haddini Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Yıllarca Ecdâdı Suçladın Durdun...Geri Kalmışlığı İslâm'a Yordun...Oysa ki En Önde Sen Koşuyordun...Ahlâkı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Öyle Bir Mîras ki Bu Toprak Sana...Borçlusun Dökülen Her Damla Kana...İflâs Eder miydin Edepten Yana...Vefâyı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Hele gör O Cimri Zengin Kimseyi...Korkar Fakirlikten Sıkar Keseyi...Bilirdin Vereni Bu Vesveseyi...Şeytanı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Evlât Yetiştirdin Bin Türlü Nazla...Hiç Tanıştırmadın Oruç ve Namazla...Yine Bakar Mıydın Mâziye Hazla...Vebâli Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Asık Çehrelerde Endişe Hüzün...En Yakın Dostuna Geçmiyor Sözün...Gülmez Olur muydu O Güzel Yüzün...Sevgiyi Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Söndükçe Gün be Gün ALLAH İnancı...Özünde Başladı Bir Büyük Sancı...Olur muydu Ana Oğul Yabancı...Saygıyı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Emâneti Hiç Vermedin Ehline...Bedenler Bulandı Rüşvet Zehrine...Düşer miydin Hu Hüsrâna Sen Yine...Ehlini Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Nefsine Kul Oldun Servette Malda...İçkide...Kumarda...Falda...Bu Haram Meyveler Kalırdı Dalda...Cenneti Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Bir Nefesin Bile Hesabı Çetin...Ya Hesabı Nedir Bunca Nîmetin? Vi Kalmazdı Zerre Gafletin...Mîzânı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Her Musîbet Aslında Bir İkazdı...Görmedin mi? Nefsine Verdikçe Azdı...Bu Aervet Gemisi Yoksa Batmazdı...Zekâtı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Amelsiz İlimden Kime Ne Fayda...İlimsiz Ameller Geçmiyor Kayda...Bulurdun. Ahlâka Müşterek Payda...Rasûl'ü.. Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Bayramdan Bayrama Secde Etmekle...''Kurtuldum'' Diyorsan Hükmünü Bekle...Borcu Siler miydin Bu İki Çekle...İbrâyı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?..
O Cehennem Dehşetine Şaşardın...O Azâbı Görmüş Gibi Yaşardın...Secde Secde Af Peşinde Koşardın...Namazı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Şereftir Yücelten Dünyada Ferdi...Öpülen Etekler Kime Ne Verdi? Kullar sevmese de, ALLAH severdi...Rütbeyi Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?
Aynalara Bakıp Telâş Etmezdin...Biten Her Gününle Sen de Bitmezdin...Dost'a Böyle Elleri Boş Gitmezdin...Ölümü Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Bu Felsefî Serapları Seçerdin...Damlasına Ömrü Bedel Biçerdin...Can Suyunu Kaynağından İçerdin...Pınarı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Başka Geçit Vermez Bu Yol...Bu Devrân...İlle de...İlle de...İlle de Kur'ân...Vi Durmazdın Sırat'ta Bir An...Kur'ân'ı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...
Alinti...
|
|
Yorum (2) :: Bağlantı
|
29/9/2009 - Hakiki dostumuz NAMAZ...
Biz her namazı son namaz olarak kılarız. İkindiyi kıldık. Şu an ölebiliriz. Akşama yetişirsek, akşamı da son namazımız gibi kılarız. Yatsıya yetişmek diye bir garanti yok elimizde... İnsanın ölmesi çok basit... Kalp durdu mu işimiz bitti. Kalbimizi çalıştıran Allah, kalbimize dur dese, bir sonraki namaza yetişemeyiz! İnsanda tembellik kulağı vardır. Yani her insanda zaman zaman tembellik olabilir. Önemli olan, tembellik ibadete mani olmasın. Dinlenmek iyidir. Uyku ne büyük nimet. Amma uykuyu tembelliğe dönüştürmesi kötü. Uyuyalım amma sabah namazına engel olmasın. Tembellik duygumuz içimizden üflüyor; "Yahu yat!" Açlık kulağımızla açlığımızı hissediyoruz mesela. Organların insanlara hükmetmesidir bu. Vücut diyor ki: "Ben yorgunum!" Onun sözüne kulak asıp yatıyoruz.
İnsan ebediyen yaşayacağını zanneder. Ölmek aklına bile gelmez. İnsan şöyle düşünmeli: "Ölmeden şu akşam namazımı da kılayım..."
Ben bu yaşa geldim. Düşünüyorum; elimde hiçbir şey yok. Öldüğüm anda elimde kalacak tek şey ibadetler... Tek kazancım ibadetler. Gerisi boş... Çok güzel yemekler yedik. Hepsi gitti. Gezdik eğlendik. Hepsi geçti. Para biriktirdik, yiyemedik. Şöhretimiz dağlar kadar yükseldi. İşe yaramadı. Elimizde bir tek şey kaldı. İman ve ibadet... Sanki ömrümüz boşa geçti. Her şey boşmuş...
Üstad diyor ki:
"Her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun ab-ı hayatı ve lâtife-i Rabbaniyyemin hava-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir." (21. Söz)
Bir ömür boyu nefes alıp verdik. "Yeter artık, nefes almayacağım!" diyor muyuz? Bir ömür boyu su içtik. "Artık su içmeyeceğim!" diyor muyuz? Öyle bir iman gerek ki, namaz su gibi, hava gibi olsun...
"Kılmazsam yaşayamam." diyebilmek...
Ben öyle şahıslar gördüm ki, odasında bir tane rahle var. Kendisi kıbleye dönmüş, namazda oturur gibi oturuyor. Uykusu gelirse, başını rahleye koyuyor. Her anı secdede... "Namaza doyamıyorum!" diyor. Rabb'imiz böyle mübarek kulları ne de güzel övüyor: Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar aksatmazlar. (Mearic 70/23) Onlar ki namazlarını muhafaza ederler. (Mearic 70/34)
Eğlenceler, dünya hayatının meşgaleleri bize hastalık verirken, namaz kılmak, hastalıklarımıza ilaç gibi tesir ediyor. Kalbimiz rahatlıyor. Üzüntümüz hafifliyor. Elemler geçiyor...
Biz namazı bitirdik, sarhoş kadehi bitirdi, kumarbaz oyunu bitirdi...
Bugün, şu an ölsek, namazımız bize arkadaş, yoldaş. Gerisi burada kalacak...
06/01/2007
HEKİMOĞLU İSMAİL
|
|
Yorum (1) :: Bağlantı
|
29/9/2009 - ~GÜL DÜŞLERİ~

Gül düşleri,
Hatırımıza düştün hatırına düşür bizi.
Sevdik seni, sevindir bizi. Uzaktayız yakınına vardır bizi; yandık pınarına kandır bizi. Sıcak yaz günlerinde yaş dalların titreyişi gibi yandır bizi serin kuyulardan; koyu gecenin yıldızlarına karşı uyandır bizi derin uykulardan. Gözyaşı değil nice demdir gözümüzden akan; belki eriyip biten ruhumuzdur damlayan!.. Gül sözleri edelim çok çok, ve gonca sükutu az az. Gül düşleri görelim gül gecelerinde, Gül'ün aşkını derelim gül hecelerinde. Gözü sürmeli ile ağlayanın arasına gül serpelim, güle yeminler edip. Gönülleri yıkayalım gül suyuyla. Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur.
Gönlüm ki Gül'e hasret... Üçüncü halin imkansızlığında... Ve kozanın amansız yırtılışında...
Cevher Gül'e düştü, mıknatıs bana, güzellik Gül'e, sevgi bana... Güzeller güzelleri severmiş ve sadıklar sadıkları... Güzelliğimi arttır benim Gül'üm, ve arındır ayrık güzelliklerden sevgilerimi... Senden yüzüne bakma lezzetini isterim ve titrerim vefadan sonra ayrılığına düşme dehşetiyle. Genişlet sana indirilene yaslanmakta sinemi, ve sade kıl sensiz düşüncelerden gönül ayinemi. Bir yankı ol, ses kat sesime; bir nazar kıl can ver nefesime. Düşümde ya hayalde gel, bitirdi gerçek beni; geldir bizi her halde gel ya yanına çek beni!. Gel Efendim! Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir!..

Gönül ki Gül'e hasret...
Güzellik kendisine sıfat değil ad olan... Gül olmayınca bahçeler berbad olan...
Bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından... Dönüyorsa gökler bir yüzük halkasınca, ve dönmedeyse içinde ne varsa, kaşındandır yüzüğün, inci tanesi kaşından... İyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de; korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da... Gözyaşlarımız gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, duru şaraplar içinde zehirler yutuyoruz... Gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden öte sınavlarda değiller aslında. Nefis kendini içine üflemekte daim... Gülü kendi sesinde solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri. Ah bir bilseler!.. Hâb-ı gaflette geçen ömrümü rü'yâ gördüm.
Gönüller ki Gül'e hasret...
Gönül ki kana boyandı, ve Gül'ün aşkına yandı...
***
Aşk, bir Gül'ün adıydı... İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!.. Gel ey, unutma bizi!... Seni bir seven aşkına sev hepimizi!.. Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim... Seni sevdiğim gibi...
iskender pala
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
|
Hakkimizda
Munteha! Sensin.
Gidecegim son kapi senindir.
Beni affinla sevindir...
Sensin munteha!
Son sinagim senin rahmetindir.
Beni lutfunla sevindir..

Kategoriler
Cuma Bayrami! Dua vakti ! KuranehliMuhammed-i Sevda! ResimLerimYaziLarimYùrek esintiLeri
Blog Arkadaşlarım
nisanur83 acemikalem LaTehzen Yurekyanginlari hicranyureklii uyanangenclik sekeral kitabooku kisamesaj kurantevhidsunnet ruyatabirler sevinlibebek manevihayat seyyidoglu ebvaa peygamberrefendimiz eserali
|