..*.. Son-Suz-Luk ..*..

28/8/2009 - Kur'an Okumak !

Kategori: Kuranehli
Oku ve Yüksel / Read and Rise par revnak-ı hayâl


Kur'an Okumak *

 27. Kur'an'ı hayatınızın eksenine yerleştiriniz, ki Kur'an'sız bir hayat Allah'sız bir hayat demektir. Allah'la ve kendisiyle tanışmak isteyen Kur'an okusun. Okumak anlamayı ve yaşamayı de beraberinde getirmelidir. Rasul'le tanışmak isteyen Kur'an okusun. Hâlık-mahluk ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, Allah ve Nebi arasındaki ilişkinin şahsında görmek isteyen Kur'an okusun.

 28. Kur'an okumadan evvel aklınızı ve kalbinizi yoklayınız, Kur'an okumaya müsait mi? Yani aklınız selim, kalbiniz selim mi? Eğer duygu ve düşünce mekanınız Kelam sultanını konuk etmeye hazır değilse, ortalık döküm-saçım, zihin ve yüreğiniz darmadağınıksa, ortalığı toplayıp bu mekanları Kur'an'a hazırlayınız.

 29. Kur'an'ın başına otururken Allah'ın manevi huzurunda diz çökmüş olarak hissedin kendinizi. Öyle ki; Rabbınız size konuşuyor, siz bir harfini kaçırmamak için can kulağınızla dinliyorsunuz.

 30. Kur'an'ı kendinize nazil oluyormuş gibi okuyunuz. Oradaki her hitabı üzerinize alınız. Her anlatılan kıssanın kahramanı yerine kendinizi koyunuz.

 31. Kur'an okurken kalbinizin kıblesi sürekli Allah'a yönelik olsun ve şu duayı yapınız: Allah'ım beni ona ve onu bana aç.

 32. Kur'an'dan öncelikle muhkem ayetleri okuyunuz. Onlar "kitabın anası"dır. Müteşabihlerle ilk elde meşgul olmayınız.

 33. Müteşabih ayetler üzerinde durmanın şartı ikidir: ıman etmek ve muhkematı derinliğine bilmek. Ancak bu şartlan haiz olduktan sonra müteşabih (mecazi) ayetler üzerinde durunuz, lâkin sizin ve başkalarının vardığı sonucu iman edilecek bir sonuç olarak dayatmayınız. Unutmayınız ki müteşabihler, Kur'an'ın dinamik ve devingen ayetleridir, müteşabihlerin metinleri bir kez, mânâları bin kez nazil olur. Sözkonusu ayetler, üzerinde düşünen her mü'min ve derin ilim sahiplerine sırrını yeniden açar, adeta ilham ile yeniden nazil olur.

 34. Kur'an okurken, eğer Arapçaya vakıf değilseniz, gündelik namazlarınızda okuduğunuz kısa sûrelerin mânâsını da ezberleyiniz. Artik namazda sûreyi okurken ezberinizde olan mânâsı da zihninizden geçecektir. Hani, altyazılı bir film olur da hem görüntü hem yazı birlikte devam eder ya, işte öyle.

 35. Kur'an'ı gerçek mânâda okumayı bilen etrafınızda bir "ayaklı Kur'an" var ise, Kur'an'ı ondan öğreniniz. Bu, Kur'an öğreniminde Nebevi yöntemdir. Allah Rasulü'nün Kur'an hocası Cebrail idi. Kıraat istikrayı (iyice üzerinde durup kavrama), istikra ise ameli gerektirir.

36. Kur'an'a kendi indî mütâlâalarınızı yamamaya kalkmayınız. Kur'an'ın berrak ırmağını, kültürlerin toplu zinasının mahsulü zihin artıklarıyla bulandırmayınız. Bir ayeti doğru; anlamak için şu ilkelere dikkat ediniz:

 I. O ayeti açıklayan ya da tamamlayan Kur'an'da başka ayet var mı?
 II. O ayeti Peygamberimiz nasıl açıkladı, anladı ve yaşadı?
III. O ayeti sahabenin fakihleri nasıl anladı ve yaşadı?

 37. ıyi biliniz ki Kur'an; geri tehlikeli bölgesi olan bir silah gibidir. Kendi ifadesiyle "mü'minin imanım, zalimin ve kafirin hüsranını artırır."

 38. Hergün, varsa aileniz, hane halkınızla birrçayı anlayarak okumayı şiar edininiz. Onları da vahiyle tanıştırınız. Bu türden günlük okumalar sizde bir meleke halini alsın. Yemek için kimsenin hatırlatmasına ihtiyaç duymadığınız gibi bunun için de kimsenin teşvikine ihtiyaç duymayınız. ıyi biliniz ki kalbin ve kafanın açlığı, midenin açlığından daha kötü sonuçlar doğurur. Aklın gıdası salih bilgi, ruhun gıdası ise bu bilginin imana dönüşmesidir. Bütünüyle imana dönüşebilecek tek bilgi kaynağı ise Kur'an'dır. Sahih olmayan bir bilgiyi imana dönüştürmek, zehirli bir yiyecekten gıda almaya benzer. Duygu ve düşünce zehirlenmesi, sonuçları açısından gıda zehirlenmesinden çok daha korkunçtur.

39. Çocuklarınıza masal yerine Kur'an kahramanlarının; Hz. ıbrahim'in, Hz. ısmail'in, Hz. Musa'nın, Hz. Yusufun, Hz. ısa'nın kıssalarını anlatınız. Onların hayal dünyasına çağdaş kültür, sahte futbol ilahlarını, pop megastarlarını sokmadan, siz, Kur'an kahramanlarını sokunuz.

 40. Kur'an'ı, onun indiği insanları ve ortamı, vahye muhatap olan ilk toplumu ve vahyin büyük muhatabı Nebi Aleyhisselam'ı tanımak istiyorsanız, sahih sünnetin kaynakları olan hadis, siyer, megazi kitaplarını ve sahabe hayatını anlatan eserleri okuyunuz. Unutmayınız ki Kur'an'ı en iyi tanımanın yolu bundan geçer. Vahyin ruhunu ye özünü ancak bu şekilde kavrarsınız.

 41. Hafızanıza hakkını veriniz; Kur'an'dan ve sahih sünnetten ayet ve hadisler ezberleyiniz. Kültürünüz artar, literatürünüz genişler. Dahası namazları bir ömür "Elemtere'den aşağısı"yla kılmaya mahkum olmazsınız. Bu bir mahrumiyettir. Kur'an coğrafyasının değişik iklimleri olan değişik surelerden hiç olmazsa küçük küçük parçalar ezberleyiniz. Anlamını bilerek namazlarınızda okuyunuz. Göreceksiniz, namazlarınızdan farklı bir haz almaya başlayacaksınız.

Mustafa Islamoglu
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/8/2009 - KUR'AN-IN GÜCÜ

Kategori: Kuranehli
kuran.jpg image by yakarisvedirilis

Kaç yaşındasın nine?
-71…
-Demek İstiklal Savaşı’nda 20-21 yaşlarındaydın…
-Öyle zahir…
-O günden beri çıkmadın mı köyünden?
-Çıkmadım.
-50 yıldır çıkmadın ha?
-50 yıldır…
-O gün, bu gün, dünya çok değişti…
-Öyleymiş…
-Bir daha da evlenmedin, öyle mi?
-Öyle…
-Seni, ardı arkası gelmeyen sorularla sıkıyorum değil mi?
-Estağfurullah…
-Ne yapayım, sen anlatmıyorsun ki, dinleyeyim… Niçin anlatmayı sevmiyorsun?...
-Sevmem!
-Ne seversin?
-Okumayı…
-Ne okursun?..
-Kur’an okurum.
-Okuman yazman var mı?
-Yok! Yalnız Kur’an okurum.
-Kim öğretti sana Kur’an okumayı?
-Babam…
-Peki, Kur’an okuyan, eski harflerle başka şeyleri okuyamaz mı?
-Ben okuyamam. Allah’ın Kelâmı bana kolay gelir. Öbürleri çetin kargacık-burgacıklar…
-Baban da kocan gibi zeybek miydi?
-Babam köy imamıydı. Hem zeybek diye ayrı bir cins yoktu ki… Burada her mert delikanlı bir zeybekti zamanında…
-Ya şimdi…
-Şimdi herkes bebek…
-Ne oldu, nerede öldü baban?
-Seferberlikte (I.Dünya Savaşı) Hicaz taraflarına gitti, bir daha dönmedi.
-Ne kaldı babandan sana?..
-Şu köşede gördüğün yeşil ipek kaplı Kur’an kaldı. Bir de söz…
-Nasıl söz?..
-“Kur’an’dan ayrılma!...”
-Sen o zaman 14-15 yaşlarında bir kızdın…
-Öyleydim…
-Sonra evlendin…
-Beni 19 yaşımda, dayımın oğluna verdiler. Evlendim.
-Tam da Yunanlıların İzmir’e çıktığı yıl…
-Çok geçmeden Yunanlı bu tarafa geldi, bir taburuyla bizim köye yerleşti.
-Anlat, anlat!
-Ne anlatayım?.. Sen sor, ben söyleyeyim!.. Zaten her şeyi öğrenmişsin dışardan…
-Evet ama senin ağzından dinlemek istiyorum. Halk bir şeyi renkten renge sokar, gerçek diye bir şey kalmaz ortada…
-Doğru!.. Kimbilir benim için de neler uydurmuşlardır!
-Sen, tek başına, bir tabur Yunan askerini köyden kaçırmışsın!..
-Yok canım, o benim kuvvetim değil, Kur’an’ın gücü…
-Kur’an’ın gücü mü?
-Ne sandın ya; koynumda Kur’an olmasaydı, hiç o işi becerebilir miydim ben?
-Kur’an’ın, tüfek gibi, top gibi bir gücü olabilir mi?
-Yüzbin top, O’nun tek harfine denk olamaz!..
-Kuzum nine, söyle nasıl oldu?
-Üç aylık kocamı cami avlusunda kurşuna dizdiler.
-Sebep?
-Kızlara saldıran bir Yunanlıyı bıçaklayıp öldürdü diye…
-Sonra?..
-Kalktım, Yunan kumandanına gittim. Sırtıma örtümü çektim, koynuma Kur’anımı aldım gittim.
-Eeee?
-Yunan kumandanı, meydan yerindeki eski jandarma karakolunda bir masa başında, çizmeli ayaklarını masanın üzerine uzatmış, oturuyordu. Yanında da İzmir’in yerlisi bir Rum… Tercüman…
-Nasıl cesaret edebildin aralarına girmeye?
-Cesaret Kur’an’ın emri… Kumandan “ne istiyorsun?” diye sordu. “Kocamın kanını dava ediyorum!” dedim. “Kime karşı?” dedi. “Sana karşı!” dedim. Kahkahayla güldü. Ayaklarını masadan çekerek doğruldu. Alaycı bir yılışıklıkla “ne yapmamızı emir buyuruyorsunuz?” dedi. Ellerimle, koynumdaki Kur’an’ı sımsıkı kucaklayarak…
-Ne cevap verdin?
-“Hemen taburunuzu alıp, buradan çıkmanızı istiyorum!” dedim.
-Hayret!..
-Evet, kumandan hayretinden ne diyeceğini bilemedi. “Nedir, o koynundaki sımsıkı kavradığın şey?” diye bağırdı. Ben de bağırdım: “Dünyanın en güçlü silahı! Hepinizi tuz-buz etmeye yeter!..”
-Müthiş!..
-Tam o anda tercüman avaz avaz “bomba!” diye bastı çığlığı…
-Akıl alabilecek gibi değil…
-Daha neler var bu dünyada aklın alabileceği gibi olmayan…
-Devam et!
-Kumandan dehşetle irkildi, yan yana yürümeye başladı; gözleri bende ve koynumdaki gizli silahta, arkasıyla çıktı, meydan yerindeki askerlerine doğru yürüdü. Tercüman da iki büklüm, ardında…
-Nasıl oldu da üzerine atlayıp, bomba sandıkları şeyi koynundan almadılar?..
-Sıkı mı, ya onu yere bırakıp da karakolu havaya uçuracak olursam?..
-Sonrası?..
-Sonrası, kumandan askerlerine Rumca bir takım emirler verir ve onları toplarken, birdenbire müezzinin gür sesi işitildi. Öğle ezanı… Kocamın tabutu da musalla taşında… O anda bir yaylım ateş… Olanları haber alan çeteler, bir tepeciğin üstünden kuru-sıkı ateş ediyor. Yunalı askerler kaynaştı. Ne yapacaklarını bilemediler. Ben, tam o an, kollarım sımsıkı koynumdaki silahı kavramış, kapıdan çıktım, medyam yerinde göründüm. Kumandan haykırdı. Rumca bir kumanda… Yunanlılar köy dışına doğru kaçmaya başladılar. Gidiş o gidiş…
-Demek Kur’an silahtan üstün geldi İstiklal Savaşı’nda…
-O savaşı Kur’an’ın gücü kazandı!...

Mart 1971
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/8/2009 - KUR'AN'DAKİ EDEBİ GÜZELLİK

Kategori: Kuranehli



Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık... (Kamer Suresi, 22)

Kuran'da bu kadar kolay anlaşılır bir üslup olmasına rağmen, hiçbir yönden Kuran'ın taklidi mümkün olmamıştır. ALLAH'ın Kuran'ın benzersizliğine dikkat çektiği ayetlerden bir kısmı şöyledir:

Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'den şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, ALLAH'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. (Bakara Suresi, 23)

Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz ALLAH'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Yunus Suresi, 38)

Kuran'ın mucize kelimesi ile nitelendirilmesinin sebeplerinden biri, yukarıdaki ayetlerde vurgulandığı gibi insan çabası ile bir benzerinin yazılamamasından kaynaklanır. İşte bu imkansızlık ne kadar büyük olursa, mucize de o denli büyüktür. Dolayısıyla Kuran'ın üslubunun yüzyıllardır milyarlarca insan arasından, tek bir kişi tarafından bile taklit edilemez oluşu, mucizevi yönünün ispatlarından biridir. F. F. Arbuthnot, The Construction of the Bible and the Koran (İncil ve Kuran'ın Yapısı) adlı kitabında, Kuran hakkında şu yorumda bulunmuştur:

Edebi bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Kuran yarı şiirsel yarı düz yazı olarak yazılmış en saf Arapçaya örnektir. Dilbilimcilerin bazı durumlarda Kuran'da kullanılan belirli kalıp ve ifadelerle uyuşacak kurallar kullandıkları ve Kuran'a eş bir çalışma üretmek için birçok denemede bulunmalarına rağmen, henüz hiçbirinin bu konuda başarılı olmadıkları bildirilmiştir.

Kuran'ın anlatımında kullanılan kelimeler hem anlam bakımından, hem de üslubun akıcılığı ve etkisi bakımından son derece özeldir. Ancak Kuran'ın ALLAH'ın emir ve yasaklarını bildirdiği kutsal bir kitap olduğuna iman etmek istemeyenler, çeşitli bahaneler öne sürerek inkara yönelmişlerdir. ALLAH iman etmeyenlerin Kuran hakkındaki nitelemelerine karşı aşağıdaki ayetlerde şöyle bildirir:

Biz ona (peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kuran'dır. (Kuran,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin Suresi, 69-70)

Kuran'ın Kafiye Sistemindeki Üstünlük


Prof. Adel M. A. Abbas'ın Science Miracles (Bilimsel Mucizeler) adlı kitabı
Kuran'ı taklit edilemez yapan unsurlardan bir diğeri de, Kuran'ın edebi yapısından kaynaklanır. Kuran Arapça olmasına rağmen, Arap edebiyatında kullanılan kalıplardan hiçbiriyle benzerlik taşımaz.

Kuran'daki kafiye sistemine "seci" denilir ve dilbilimciler Kuran'daki bu kafiye kullanımını da mucize olarak ifade etmektedirler. Ünlü İngiliz bilim adamı Prof. Adel M. A. Abbas, Kuran'ın dilbilim açısından bir mucize olduğunu ispatlamak üzere hazırladığı Science Miracles (Bilimsel Mucizeler) adlı kitabında, Kuran'da kullanılan harfleri, kafiye sistemini grafik ve şemalar aracılığıyla kapsamlı olarak incelemiştir. Bu kitapta Kuran'daki kafiye sistemi ile ilgili oldukça dikkat çekici tespitlerde bulunmuştur.

Bilindiği, gibi Kuran'da, 29 sure 1 ya da 1'den fazla sembolik harfle başlar. " Mukatta harfleri " olarak bilinen bu harfler, aynı zamanda başlangıç harfleri olarak da adlandırılırlar. Arapçadaki 29 harften 14 tanesi, mukatta harflerini oluşturur: Ayn, Sin, Kaf, Nun, Ra, Ya, Ta, Ha, Elif, Lam, Mim, He, Sad, Kef.

Bu harflerden "Nun" harfinin Ka lem Suresi'ndeki kullanımına bakıldığında, ayetlerin %88.8'inde "Nun" harfi ile kafiye olduğu görülür. Şuara Suresi'nin %84.6'sı, Neml Suresi'nin %90.32'si, Kasas Suresi'nin %92.05'i "Nun" harfi ile kafiyelenmiştir.

Kuran'ın tamamı göz önünde bulundurulduğunda ise, %50,08'inde "Nun" harfi ile kafiye yapıldığı görülür. Diğer bir deyişle Kuran'daki ayetlerin yarısından fazlası "Nun" harfi ile biter. Aynı uzunluktaki hiçbir edebi çalışmada, metnin yarısından fazlasında tek ses ile kafiye yapılması mümkün olmamıştır. Bu sadece Arapça için değil, tüm diller için geçerlidir.

Kuran'ın kafiye açısından genel incelemesi yapıldığında ise, kafiyelerin yaklaşık %80'inin Elif, Mim, Ya ve Nun harfleri tarafından oluşturulan üç sesten (n, m, a) oluştuğu görülür. 247 "Nun" harfinin dışında, ayetlerin %30'u "Mim", "Elif" ya da "Ya" ile kafiyelidir.

Aşağıdaki surelerde ise bu dört harfle yapılan pek çok kafiyeden yalnızca birkaç örnek yer alıyor:


İki yüz-üç yüz satırlık bir şiirde, kafiyenin iki üç sesle oluşturulması bu esere başyapıt denecek kadar önemli bir özellik kazandırabilir. Ancak Kuran'ın uzunluğu, içerdiği bilgiler ve hikmetli anlatım göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir kafiye kullanım şeklinin ne denli olağanüstü bir durum olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Kuran insanlara rehber olan imani bir kitap olarak, tüm edebi üstünlüklerinin, sosyal ve psikolojik konularının yanı sıra, fiziki bilimlerle ilgili birçok konuyu da içerir. Dolayısıyla böylesine çeşitli ve ilmi konuları içeren Kuran'da, bu kadar az sesle kafiye sağlanması insan çabasıyla gerçekleştirilemeyecek bir durumdur. Bu bakımdan Arap dili uzmanları Kuran'ı "kesinlikle taklit edilemez" olarak tanımlamaktadırlar.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/6/2009 - Asr Suresi.

Kategori: Kuranehli



İmâm-ı Şâfiî buyurdu ki:


"Kur´ân-ı kerîmde başka hiçbir sûre nâzil olmasaydı,
şu pek kısa olan Asr sûresi bile, insanların dünya ve âhiret saadetlerini te´mine yeterdi.
Bu sûre, Kur´ân-ı kerîmin bütün ilimlerini içine alır."



1. سورة العصر
بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın Adıyla...

ــــ والعصر
Asra yemin olsun ki,

2. ان الانسان لفي خسر
İnsan mutlaka ziyandadır.

3. الا الذين امنوا وعملوا الصالحات وتواصوا بالحق وتواصوا بالصبر
Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır ..



O Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın ismiyle!

1- Yemin olsun o (insanların işlerinin yoğun olduğu vakte raslayan)ikindi namazına/o (nübüvvet) asr(ın)a/
o (yüz senelik uzun) zamana/ ki; *


2- Gerçekten bütün insanlar elbette pek büyük bir zarardadır!
(Zira en büyük sermayeleri olan ömürlerini, ahirette kendilerine hiç faydası bulunmayacak, aksine zarar verecek olan nefsânî arzularını tatmin uğruna harcamaktadırlar)

3- Lâkin o kimseler müstesnâ ki; iman (şartlarına şüphesiz bir şekilde itikat) etmişlerdir, (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemişlerdir ve birbirlerine (Allâh'a iman ve her konuda O'nun kitaplarına ve Peygamberlerine hakkıyla uyma gibi) o (inkâr edilemeyecek) hak (ve hakikatler) ile tavsiyede bulunmuşlardır, bir de (ibadetlerin zorluklarına ve günahlardan sakınmanın sıkıntısına, ayrıca hastalık ve musîbetlere karşı) sabırla birbirine tavsiyede bulunmuşlardır.(İşte bunlar, fani ve basit olan şeyleri satıp, bâki ve değerli olan sonsuz hayatın nimetlerini satın aldıklarından dolayı, kurtuldukları zarar bir yana, aynı zamanda büyük bir kârdadırlar.)**

*(asr kelimesi farklı manalarda tefsir edilmiştir)
**(Kur'an-ı Mecid Tefsirli Meal-i âlisi - Yâsin Yayınevi -)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2009 - KUR'AN Sevdalilari...

Kategori: Kuranehli



Kur’an; hayat kitabımız. Kainatın özeti, yaşamın şifresi, insanlığın şifa reçetesi, hürriyet manzumesi…

Onu en fazla benimseyenler, uğrunda çile çekenler yine Sahabe-i Kiram. Onlardan üçü ile görüşeceğiz bu hafta. Bakalım Kur’an’a nasıl sevdalanmışlar, Kur’an Aşkını nasıl yaşamışlar?!..

BEN OKURUM YA RASÜLALLAH: Ashabın çoğu gibi o da fakir, mütevazı bir hayat yaşıyor. Deve çobanlığı yaparak geçiniyor. Dünyalık namına hiçbir şeyi yok.Ama engin bir yüreği var. İşkence yapılacağını bile bile kabul etmiş İslam’ı. Mekke döneminin başları. Henüz açık tebliğe izin çıkmamış. Müminler Erkam’ın Evinde toplanıyorlar. Rasülullah sahabesine yeni inen RAHMAN SURESİ'ni okuyor.

Sure; Allah’ın nimetlerini sayıyor ve her ayet,
FEBİEYYİ ÂLÂİ RABBİKUMÂ TÜKEZZİBÂN (Rabbinizin hangi nimetlerini inkar edebilirsiniz?) meydan okuması ile bitiyor. Rasülullah:

-Bu sureyi gidip Kâbe önünde müşriklere okuyana cennet vardır. Kim ister,diye soruyor.

Herkesten önce O atılıyor öne:

-Ben isterim Ya Rasülulallah!..N’olur ben okuyayım!..

Çelimsiz,zayıf,kısacık Abdullah bu…Abdullah Bin Mesud…O gitse çok hırpalanır diye susuyor Rasül.

İstiyor ki,güçlü bir sahabe çıksın. Bir daha soruyor:

-Bu sureyi gidip Kabe önünde müşriklere kim okur?

Abdullah yine atılıyor.Rasül,tekrar bakınıyor.Son kez soruyor:

-Bu sureyi gidip Kabe önünde müşriklere kim okur?

Bu defa da Abdullah iştiyakla öne atılınca:

-Peki o zaman,haydi git oku!...

Abdullah bir ikindi vakti yola çıkıyor Kabe’ye doğru.Ebu Cehil başta olmak üzere Mekke müşrikleri Kabe’nin gölge düşen tarafında pinekliyorlar.Abdullah,boyundan büyük bir cesaretle,vakur adımlarla Kabe kapısına çıkan merdivenlere yöneliyor.Kapı önünde durup başlıyor davudi sesi ile haykırmaya:

-Bismillahirrahmanirrahim…ERRAHMANU ALLEMEL KUR’AN..Rahman Kur’an’ı öğretti.İnsanı yarattı.Ona açıklamayı öğretti.Güneş ve Ay bir ölçüye göre hareket etmektedir.Bitkiler ve ağaçlar secde ederler……Allah insanı pişmiş çamura benzer bir balçıktan yarattı….O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?!...

Ebu Cehil: ”Deve çobanına da bak seeeen!...Susturun şunu!..” diye bağırınca Abdullah’ın üzerine çullanıyor müşrik sürüsü. Abdullah okumaya devam ediyor. Taşlar atılıyor, yumruklanıyor, elbiseleri yırtılıyor. Onlar saldırdıkça mırıldana mırıldana sureye devam ediyor Abdullah. Yüzü gözü kanlar içinde kalıyor. Rasülullah’ın yanına o halde dönüyor. Neredeyse düşüp bayılacak… Nefes nefese konuşuyor:

-Görev tamam Ya Rasülallah!.. Vallahi yılmadım, halime bakmayın, surenin hepsini bitirdim Ya Rasülallah!..

Rasülullah Abdullah’ın bir haline,bir de içinde kaynayan iman aşkına, heyecanına bakarak konuşuyor:

-Kulağına ne oldu Abdullah?

Abdullah:

-Kulağımı Ebu Cehil kopardı Ya Rasülallah!... Ama gam değil,sureyi okudum onlara!..Abdullah’ın yırtılan kulağından kanlar sızıyor.Rasülullah müjdeyi veriyor:

-Sen cennetliksin Ya Abdullah!..Vallahi, kulağını kesen adamı öldürmek sana nasip olacak!..

Medine’ye hicret ediliyor. Bedir Savaşı müminlerin ilk zorlu sınavı. Ebu Cehil bir okla yere yuvarlanıyor. Yerde kıvranan Cehaletin Babasına Abdullah koşuyor. Rasülullah’ın haberi gerçekleşiyor ve Abdullah öldürüyor Ebu Cehil’i…

Kur’an okumayı başaranlar,Kur’an’ı sevenler öldürürler cehaleti. Kur’ana yönelmişseniz,içinizden cahilce isteklerle sizi meşgul eden, önünüzü kesen nefsinizi öldürmek size nasip olacaktır.


HURMA AĞAÇLARI DA SALLANIYOR:  Yer: Medine…Mescid-i Nebevi’de öğle namazı kılınmış.Rasülullah Abdullah b.Mesud’dan rica ediyor: “Bize Kur’an oku Ya Abdullah!..”

Abdullah:

-Ya Rasülallah, Kur’an size indi, siz buyurunuz.

Rasülullah:

-Biz senden dinlemeyi seviyoruz Abdullah. Haydi Oku!..

Abdullah cemaate dönerek okuyor. Rasül başta olmak üzere cemaat kendinden geçerek dinliyor Kur’an’ı.Mescidi boydan boya ulvi bir haz dalgası kaplıyor. Çünkü Abdullah Kur’an okuyor. Gerisini Müminlerin Annesi Hz.Aişe-i Hümeyra’dan dinleyelim:

Mihrapta Abdullah Kur’an okuyor. O güzelim sesi ile inletiyor mescidin sütunlarını.Okurken sallanıyor Abdullah.Rasül’e baktım O da sallanıyor. Sahabeye baktım, onlar da kendilerinden geçmiş sallanıyorlar.
Bu hal nedir Ya Rab,dedim ve öbür pencereye koştum.Öbür taraftan görülen
hurma ağaçlarına baktım,vallahi onlar da sallanıyorlar!...


“Müminler o kimselerdir ki Allah anılınca kalpleri titrer,gönülleri ürperir” buyurdu Rabbimiz.Okuyan titriyor,dinleyen titriyor, ağaçlar titriyor, top yekun kainat titriyor..Çünkü Kur’an okunuyor. 


Mahlukatla, kainatla bütünleşmek isteyen Kur’an okumalı…Hayvanların, bitkilerin, taşların zikir korosuna katılmak isteyen yine Kur’an okumalı…

KUR’AN ÜZERİNE CAN VERMEK: Sahabenin önde gelen hafızlarından birisi O.. Meleklerin bile haya ettiği Halife Hz.Osman…Kur’an’ı Mushaf halinde çoğalttırıp civar kabilelere, ülkelere yollayan Kur’an hizmetkârı… Her fırsatta Kur’an okuyor…

Hilafet dönemi iç karışıklıklara sahne oluyor. Fitnenin ayaklandığı,kargaşanın anarşiye dönüştüğü günler. Evinde yine Kur’an başında Osman. İsyancılardan bir grup kapıyı kırarak giriyor içeri ve üzerine yürüyorlar. Yaklaşık 15 kişilik grup içinde Ebubekir’in oğlu Abdullah da var. Osman Ona dönüyor:

-İyi ki baban bu sahneyi görmedi Abdullah…İyi ki görmedi..Açık duran Kur’an sayfasına birkaç damla kan akıyor. Osman Hakka kanatlanıyor.

 

Hayatı Kur’an, ölümü Kur’an olanların ahirette şefaatçisi de Kur’an olacaktır,diye haber veriliyor hadislerde. Osman o kutlu müjdeye mazhar oluyor. (Üzerine can verdiği Kur’an’ı Topkapı Mukaddes Emanetler Bölümündedir.)

BEN YÜRÜYEN KUR’AN’IM: Hz.Osman’dan sonra Hz.Ali hilafeti devralmış. Kargaşa, fikir ve ilim dünyasına da yansıyor.Şimdiden yalan hadis rivayet edenler, ümmetin Kur’an-Sünnet konusunda aklını karıştırmak isteyenler ortalıkta kol geziyor. Sahabe içinde ihtilaf baş gösteriyor.İhtilaflar Kur’an ayetlerine kadar uzanınca Ali dayanamıyor ve mescidin ortasına dikilip bir konuşma yapıyor:

-Ey Rasülün Ashabı!.. Kur’an hakkında farklı görüşler çıkmaya başladı. Ayetler ve sureler hakkında kim neyi merak ediyorsa ben buradayım. Vallahi,hangi ayetin hangi olay üzerine, nerede, nasıl indiğini benden daha iyi bilen aranızda yoktur.

Ben yürüyen Kur’an’ım...Yürüyen Kur’an olmak!... Ne kadar iddialı değil mi? İlmin kapısı,Rasül damadı,

Nübüvvet bahçesinde açan bir çiçek,o bahçede büyüyen bir filiz, Risalet ağacından Fatıma aşısı ile Hasan-Hüseyin meyveleri veren Ali!..

Onlar böyle okudular, böyle savundular, böyle bağlandılar, böyle yaşadılar ve yine o hal üzerine öylece Hakka Yürüdüler. Amaç; Camalullah, Yol;Sırat-ı Müstakıym ise biricik projektör Kur’an’dır.

 
 Kur’an okumak; kendini tanımak; Kur’an okumak kainata açılmaktır.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkimizda

Munteha! Sensin. Gidecegim son kapi senindir. Beni affinla sevindir... Sensin munteha! Son sinagim senin rahmetindir. Beni lutfunla sevindir.. Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler

Blog Arkadaşlarım

yurekyanginlari
kitabooku
ebvaa
nisanur83
latehzen
acemikalem
manevihayat
eserali
uyanangenclik
sekeral
hicranyureklii
ruyatabirler
sevinlibebek
kurantevhidsunnet
kisamesaj
seyyidoglu
peygamberrefendimiz
<