..*.. Son-Suz-Luk ..*..

25/11/2009 - Yat kurban ol İsmail’ce

Kategori: YaziLarim

 

Yat kurban ol İsmail’ce

 

 

 


 

Eğer âşık isen yâre

Sakın aldanma ağyare

Düş İbrahim gibi nâre

Bu gülşende yanar olmaz



Gönlündeki sevdası İbrahim’ce olanın, yüreği kocaman olur. İnsan İbrahimî bir aşka talip olursa, aşkının ateşi Nemrutların yaktığı ateşi söndürür, bunda kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü aşk ateşine su kar etmez. Onun sönmesi için âşık ile maşuk’un vuslat bulması gerekir. Zahirdeki ateş ise; odun atıldıkça hararetlenir, su atıldıkça söner. Birisi zahirdedir, görülür, hissedilir, diğeri ise sinede gizlidir, ne görünür, ne de hissedilir. Aşk kalemle kâğıda yazılmaz. Aşk tarifi pek de mümkün olmayan, sadırların nasibi ölçüsünde Hakk’ın yoktan halk ettiği bir ihsân-ı atâdır. Aşk yürek ummanında, benlikten sıyrılmış bir vaziyette, maşuka doğru yol almadır, sevdalanmadır, yanmadır…

Kurbanı açıklamak için tek başına akıl yetmez. Yani kurbanda rasyonellik sökmez. Onu anlatmaya da anlamaya da aşk gerek. Kurban akılla değil aşkla açıklanabilir ancak. Çünkü aşk denizinde akıl gemisi yol al(a)maz. Aşk körüğü aklı döver, aşk tezgâhından akıl geçmez. Mücerred âkil olanda aşk olmaz. Sadrında kalp yerine taş taşıyanlar nasıl anlasınlar ki kurbanı? Yani koca bir ömrü yemekhane, yatakhane, abdesthane, işhane arasında, hayatın bundan öte, daha yüce bir anlamı olduğunu fark etmeden geçirenler nasıl anlasınlar kurban eden İbrahim (a.s.)’i ve kurban olan İsmail (a.s.)’i? Sevemeyenler, sevmeyi bil(e)meyenler, “Halilullah” (Allah sevgilisi) olan İbrahim (a.s.)’in rüyasını, hülyasını, sevdasını, sadrını, kalbini, aşkını nasıl anlasınlar ve nasıl hayra yorsunlar? “Sahibi benim” dediklerinin eline kendi benliklerinin zincirlerini verip, binek olarak aldıklarının altında binek olanlar, “sahibi benim” dediklerinin gerçekte sahibi olan ve sırtına binip onu aşkın yolculuğunda bir binek olarak kullananları nasıl anlasınlar? Develerini ahıra, arabalarını garaja koymak yerine yüreğinin en hassas noktasına mıhlayanlar, dünyaya menfaat penceresinden bakanlar, hayatının dünyalık bölümünü mamur edip, ahiret alanını köhne ve virane bırakanlar, idrakini egosuna mahkûm edip, “kul” olma vasfını rafa kaldıranlar, “ümmet” olma şerefine ulaştıracak yolları kendi elleriyle kendisine kapayanlar, en değerli varlığı Hakk’a sunmayı nasıl anlasınlar, nasıl idrak etsinler?...

Kurban bir “hayvan”, Kurban Bayramı da “et festivali” değildir. Kurban en değerli olan şeyi yüce değer uğruna İbrahim (a.s.) misali adamanın ve İsmail (a.s.) misali adanmanın yoludur. Hem de en yüce sermayesi olan hayatlarını, kişiliklerini, haysiyetlerini, kalplerini, insanlıklarını kendilerinden kat kat aşağı değerdeki şeyler uğruna hoyratça harcayanların varlığına inat. Hem de nefsanî arzu ve isteklerine müptela olup fedakârlık, kadirşinaslık, diğerkâmlık gibi yüce ve ulvi hasletlerin varlığından bîhaber olanlara inat. Adayacağı ve adanacağı gerçek kapıyı bilenleri kimse daha aşağı bir değer uğruna harcayamaz, kullanamaz, kurban edemez. Kulluğun şuuruna erenleri kimse bu şereften beri tutamaz. Ümmet olmanın izzetini elde edenleri hiçbir kul zelil ve biçare bırakamaz. Hangi ateş imanı yakabilir ki? Nura ateş sirayet edemez. Su aşkı söndüremez. İşte İbrahim (a.s.); önce canla sınandı, sonra cananla. Can sınavını ateşte verdi. Yanmadı, çünkü iman yanmaz, imanı yakacak ateş var mı ki? Aşkını imana, imanını hayata dönüştürmüş birini yakacak ateş bulunabilir miydi? Bulunamazdı, bulunamadı…

Bir alışveriştir kurban. Allah'la kulu arasındaki çok karlı bir ticaretin sembolüdür. İstenen: can ve mal, Karşılığında ödenen ise cennettir. Zaten her şey O’nun değil mi? Cennetin sahibi, cennetini, isterse karşılığını alarak verir, dilerse can ve malı sahibine bağışlar, karşılıksız olarak verir.

O, mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. Cennetin de, mal ve canın da gerçek sahibi O olduğu halde, hükmündeki tasarrufunu göstermek için, bağ bağışladığı kulundan, hikmeti gereği, bir salkım ister ki, daha büyük bağlar ve bahçeler (cennet) ihsan etsin. Mal bağışladığından bir avuç ister ki; daha fazla ve daha hayırlı olanı versin. Kurban asıl itibariyle tam bir fedakârlıktır; babanın oğlunu, oğulun canını feda etmesidir. Kayıtsız şartsız teslimiyettir. Babaların evladından, evlatların canından geçtiği zamandır. İşte, bayram o günler için vardır. İslâm yaşasın diye canını feda eden, ortaya koyan İsmailler için, İsmail yaşasın diye canından geçen kurbanlar o zaman vardır.

Kurban, insana verilen ulvi bir derstir. Baş koymanın, kendini adamanın, fedakârlığın dersidir kurban. Kurban, diri ölümü ölü hayata, bâki olanı fani olana, ukba nimetini dünya nimetine, ameli söze, kanı seraba tercih etmektir. Kurban, İsmail (a.s.) misali yaşamak ve yaşatmak için ölmenin öbür adıdır. Kurban, İbrahim (a.s.) misali Yaradan’ı yardıma çağırmanın yankısıdır. Kurban, peynir gemileri bile lafla yürümezken, İslâm gemisini lafla yürütmeye çalışanların, dini dünyevi çıkarları doğrultusunda budayanların aksine, karaya oturmuş bu “kulluk” gemisini yeniden yüzdürmek için, kandan/kurbandan denizler akıtmanın, Firavunlar için Kızıldenizler peyda etmenin talimidir, provasıdır. Kurban, vermenin zirvesidir. Kurban, yaşamanın sırrı, rızanın anahtarı, kulluğun göstergesi, Kur’an ve Sünnet’ten uzak yaşanılan hayatlar sayesinde gönüllerde enkaz haline bürünen İslâm binasını, eskiden olduğu gibi yeniden Hakk’ın vahdaniyetini temel alarak inşa etmektir, tamirat ve tadilat yapmaktır. Kurban, İbrahimî inanca sahip olmanın lisan değil fiilen ortaya konulmasıdır. Kurban: “İki kurbanın oğluyum.” diyen Muhbir-i Sadık (s.a.v.) Efendimizi yâd etmedir, anmadır, peşinden gitmedir…

İsmail’ce kurban olmak, yâre can vermektir. Yâre can vermek ise canı kendisine yar kılmaktır. O’nun olanı O’na feda ederek, kişinin kendisini yapmasıdır. Yani kurban olmak; olmaktır. İnsan olmaktır, adam olmaktır, müslüman olmaktır. Koyundan başka kurban edeceği hiçbir şeyi bulunmayanların, sahibiyiz dediği onca şeye muhalif İslâm yolunda canla, malla mücadele etmektir. Rızay-ı Bariye muhalif bütün istek ve arzularıyla birlikte nefsi tevhid bıçağının altına yatırmanın diğer adıdır kurban. Sevdiğinden, daha çok sevdiği adına vazgeçmedir. İbrahimî (a.s.) ahlâk ile en kıymetli gördüğünü ve “benim” dediğini gözden çıkarmak, feda etmektir. Ya da İsmail’ce emre boyun eğmek, canı canana “hedy’e” sunmaktır. Ya da Hacer libasına bürünüp göz nurunu, ciğer paresini, kulluk ve teslimiyet adına Hak fermanına, hak bıçağına teslim etmektir. Hak’tan gelene rıza göstermektir.

“Hoştur bana Sen’den gelen

Ya hilat-ü yahut kefen

Ya gonca gül yahut diken

Kahrın da hoş, lütfun da hoş”

Bu noktada İsmail’ler olmak ise hiç de kolay olmayan büyük bir mücadeledir. Türlü bahanelerle nefsinin en küçük ahlakından, dünyevi basit bir alışkanlığından vazgeçemeyen bizlerin bırakın yapmayı adını ağızlarımıza dahi alamayacağımız değerli ve mukaddes bir olgudur İsmail (a.s.) olmak. Açıktan işlediğimiz günahların ve haramların varlığı ortadayken, dillerimiz her dakika gıybet, dedikodu, yalan ve iftira gibi onlarca sûî ahlâkın pençesinde ihtişamlı bir dem sürerken, gece geç saatlere kadar televizyon karşısında en kıymetli iki şeyden biri olan zamanımızı boş yere ve cömertçe israf ederken, bütün bunların yanında ise namazlarımızı üşenerek kılıp, kulluk vazifelerimizin büyük bölümünü nefsanî bahanelerle savsaklarken İsmail (a.s.) olmak, İsmail (a.s.) olmaya soyunmak, Hak bıçağının keskinliğine canı hediye sunmak çok ama çok zor olan haslet olsa gerek. İsmailler yetiştirmeden kurbanlar verilmeyecek, kurbanlar vermeden rıza elde edilmeyecek ve özlenilen bayramlar gelmeyecektir.

Bütün bunların fevkinde ise, kurban olmak bir liyakat işidir. Uzvunda noksanı bulunan, hayvanlar dahi kurban olmaya layık değillerken, İslâm’ında, imanında, ahlâkında, aklında, dilinde ve gönlünde eksiği olanlar, aklını cebine, sadrını banknotlara sıkıştıranlar, hayata mevduat hesaplarının gölgesinden bakanlar, kar ve kazanç olarak parayı nirengi tayin edenler, merhamet duygusunu faiz kazancına(?) endeksleyenler, nefsinin hezeyanı ile kendisini düşündüğü kadar kardeşini düşünmeyenler, kendi rahat ve huzuru için Hakk’ın emirlerini hiçe sayanlar, lüks ve şaşaanın girdabında her geçen gün Hak’tan uzaklaşanlar, nefsinin hevâ ve hevesini kendisine Rab ittihaz edinenler, Hak yolunun kurbanı ol(a)mayacaklardır. İslâm’ında şüphesi olanlar, ahireti hesaba katmayanlar, maddi çıkarları için haramı helâl addedenler ne bugün ve ne de yarın asla kurban olma, ümmet olma, kul olma nimetine layık olamayacaklar.

Kurban olacaklar ise dün olduğu gibi bugün de Hakk’a Hak olduğu için sahip çıkan, Hakk’ın yüceliğini muhafaza hususunda nefsî ihtiras ve çıkarlarını düşünmeyen, sadrını İslâmî ilimlerle tezyin etmiş, bütün bunların yanında ise ilmin vakar ve heybeti sayesinde arif ve ilmiyle amil olmuş, Rasûl sevdalısı, Sünnet aşığı, Kur’an hâdimi kişilerdir.

İnsan ömrünü nerede ve ne şekilde tükettiğinden sorguya çekilecekse bize düşenin ömrü Hakk’a kurban olma vasfına büründürmektir. Hem de öyle bir vasıf ki; ne can kurban olduğuna, ne bıçak kurban aldığına incinmemeli, pişman olmamalı…

Yollar uzun, yollar ince

Yol tükenir aşk gelince

Yat kurban ol İsmail’ce

Bıçak senden incinmesin

Hayatların kurban olmaya layık, kurbanların da Hakk’ın rızasına uygun olması duasıyla…
 
Alintidir)))
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/11/2009 - Zilhicce ayının fazileti

Kategori: YaziLarim
 
Zilhicce ayının fazileti
 
 Kurban Bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyheki]

(Terviye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz] [Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir.]
(Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasıhin]

(Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]

(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]

(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) [Beyheki]

(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]
(Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber, demektir.)

Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir) dediklerinde, (Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari)

Hz. Ebüdderda buyurdu ki:
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır gelir ve Cennette yüksek derecelere kavuşur.) [Şir’a]

Birinci vazife!..
Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevaptır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.
Her hafta saç, sakal, tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemek sünnettir. İbni Âbidin hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemeli. (Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını ve tırnağını kesmesin) hadis-i şerifi, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek müstehaptır. Ama daha fazla geciktirmek ve hele kırk gün uzatmak günah olur) buyurmaktadır. Kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının ilk gününden, kurban kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehaptır. Fakat vacip değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/11/2009 - Ve On geceye andolsun!

Kategori: YaziLarim
 
 
 
Ve On geceye andolsun(Fecr, 2)



"Fecre yemin olsun. On geceye yemin olsun. Hem tek‘e hem çifte yemin olsun. Gelip geçen geceye yemin olsun. Bütün bu anlatılanlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır." (Fecr:1-5)

 

 

Denilmiştir ki; "Fecr"den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mâna da imamı Mücahid: "Fecr" lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.

"Ve on gece yemin olsun."

Buradaki on geceden murad Zilhicce Ayı’nın ilk on gecesidir. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir.


İşte bu ayetteki "on gün"e Alimler Zilhicce Ayı’nın ilk on günüdür demişlerdir. Mevlâ Celle Celalühu bu günlerde Musa Aleyhisselam ile kelâm etmiş, O‘nu düşmanlarından kurtarıp kendine yakın kılmış ve bu on günde O‘na on emri bildirmiştir, denilmektedir.

Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:

-On gece Kurban Bayramı’ndan (evvelki) on gecedir.

Mevla Tealâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir.

Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Rasûlullah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

-"Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk on günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur." Sahabe-i Kiram Radiyallahü Anh sordular:

-Ya Rasûlellah! Onun benzeri bir gün, Allah Tealâ’nın yolunda cihadda da yok mudur? Buyurdular ki:

-"Onda da yoktur. Meğer ki malıyla ve canıyla Allah Tealâ’nın yolunda cihada çıkıyor, vuruyor, vuruşuyor ve onlardan hiçbir şeyle dönmüyor. Ancak bu hariç.

Hz. Aişe anamız şöyle anlatmıştır:

-Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem zamanında bir adam vardı. Çalgıyı severdi. Ancak Zilhicce Ayı’nın hilali göründüğünde, sabahına oruçlu olurdu. Durum, Rasûlüllah‘a anlatıldı. Adamı getirdiler. Peygamberimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem ona sordu:

-Bu günlerde oruç tutmana sebep nedir?" Şöyle dedi:

-Ya Rasûlellah! O günler Hac menasikinin yerine getirildiği ve Haccın yapıldığı günlerdir. Hûccac orada duâlar okurlar, istedim ki: Allah Celle Celalühu onların duasına beni de ortak eylesin.

Bunun üzerine Efendimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:

-Bu on günlerde tuttuğun oruçların her bir günü için yüz köle azâdı ve o kadar da deve kurban etmek sevabı alırsın. Ve ayrıca Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaş edilen yüz at yetiştirmeye denktir. Terviye (Zilhiccenin sekizinci günü, arefe gününden bir gün evvel) günü bin köle azadı sevabı, bin deve sadaka etmek sevabı ve bin at sefere yollamış gibi sevap kazanırsın.

-Arefe günü olunca; senin için iki bin köle azadı sevabı, iki bin deve sadaka etmiş sevabı, ikibin de Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaşa gidilen at bağışlama sevabı verilir.

Bütün bunların dışında Arefe gününün orucu, biri geçmiş biri de gelecek senenin olmak üzere, iki senenin orucuna denktir.

Şimdi bu günlere erişipte bu kazançlardan istifade etmemek akıl kârı mıdır?

Bu on günlerde yapılan ibadet kadar hiç bir günde yapılan ibadet Allah Celle Celalühu’na daha sevimli gelmez.

Said b. Cübeyr Rahimehüllah şöyle demiştir:

-“Bu on gecelerde lambalarınızı söndürmeyin."

Hizmetçisine dahi uyanık kalmasını emrederdi. O gecelerde yapılacak ibadeti de ona hoşça anlatır, sevdirmeye çalışırdı.

Denilmiştir ki:

Bir kimse, bu on günleri değerlendirir ise, Mevlâ Tealâ o kişiye on ikramda bulunur. Şöyle ki:

-Ömrü uğurlu ve bereketli olur.

-Malında bereket olur, artar.

-Allah Celle Celalühu onun çoluk çocuğunu korur.

-Günahlarına kefaret olur.

-Yaptığı iyiliklere kat kat sevap alır.

-Ölüm halini kolay eder.

-Kabrindeki karanlık günlerine aydınlık verir.

-Mizanında iyilik tarafını ağır bastırır.

-Ahirette düşük hallerden, rezil ve zelil olmaktan kurtarır.

-Cennetteki derecelerini yükseltir.

Ebu Derda Radiyallahü Anh der ki:

"Zilhiccenin ilk günlerinde çok dua ediniz, çok istiğfar ediniz. Çokça sadaka veriniz. Çünkü ben Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem’den: "Zilhicce’nin ilk günün sevabından mahrum kalanlara yazıklar olsun", dediğini işittim. Özellikle Zilhicce’nin dokuzuncu günü (yani arefe günü) oruç tutmayı ihmal etmeyiniz. Çükü bu günün orucunda hiç kimsenin sayamayacağı kadar çok hayır vardır.

Zilhicce Ayı’nın ilk on gününde Peygamberlere Yüce Allah Celle Celalühu’dan nice ikramlar gelmiştir. Bu mânada gelen bir çok haberler vardır.

İbni Abbas Radiyallahü Anh’ın rivayetine göre:

-Zilhicce Ayı’nın on günü içinde, Allah Celle Celalühu Adem Aleyhisselam’a tevbeyi nasib etti. O‘na tevbe, Arefe günü nasib oldu.

Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir.

Yine bu on günlerde İbrahim Aleyhisselam Halil olmuştur. Ateş onu yakmamıştır. Kurban ettiği oğlu İsmail Aleyhisselam bu gün, bir kaç fidye karşılığında kesilmekten kurtulmuştur.

Kâbe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam bu günlerde yapmaya başlamıştır.

Mevla Tealâ Kur’an’ı Kerim’de buyurdu:

"Ağacın altında seninle biat ettikleri zaman…" Burada geçen Rıdvan Biatı‘dır ki, bu dahi Zilhicce’nin on günleri içinde olmuştur.

Gelelim diğer ayetlere.

"Hem Teke, hem çifte yemin olsun".

Tek lafzından Murad Allah Celle Celalühu’dur. Çift lafzından murad ise Allah Celle Celalühu’nun yarattığı mahlukattır. Adem ile Havva’dır, da demişlerdir.

"Gelip geçen geceye".

Bundan murad ise Kurban Bayramı gecesidir. O gece Müzdelife gecesidir de denilmiştir.

Durum böyle olunca Mevla Celle Celalühu Kurban Bayramı gününe, on günlere, Adem Aleyhisselam ile Havva Validemiz’e de yemin etmiştir.

Bu arada kendi zatına Kurban Bayramı gecesinede yemin etmiştir. Bütün bu yeminlerden sonra da ne buyurmuştur.

"Bütün bu anlatınlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır". Çünkü bunlar öyle olaylar, öyle şeylerdir ki, bir akıl sahibinin; bunlara önem vermemesi, bunların feyiz ve bereketinden, irşat edici özelliklerinden yararlanmaması, kuvvet almak istememesi ihtimali yoktur. Bu olaylardan, onların yaratıcısının; yaratan bir Rabbin var olduğu neticesini çıkarır.

Alıntı

Allahu Teala'nın bereketli kıldığı, Kur'an-ı Kerim'de üzerine yemin edilen, Zilhicce'nin ilk on gecesinde yapılan amellere 700 misli sevab verileceğini Peygamber Efendimiz (sav) müjdeliyor. Bugünler bizlere tevbe etme ve kısa zaman dilimlerinde tekrar çok semere elde etme fırsatının verildiği günlerdir. Biz de Peygamber Efendimize tabi olarak, gündüzleri oruçla geçirmeli, sadaka vermeli, Allahu Tealayı zikretmeliyiz.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2009 - cennete bir fidan dikelim!

Kategori: YaziLarim

http://img695.imageshack.us/img695/8366/rumeysamunteha.jpg

 

BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM

Tirmuzi Kitabinda, Ibni Mesud Radiyallahu Teala anh anlatir:


Resulullah Sallalahu aleyhi ve sellem buyurdu ki

Mi'rac gecesinde Hazret- i Ibrahim Aleyhisselama ugradim.


Bana dedi ki :EY Muhammed Aleyhisselam, ummetine benden selam soyle ve de ki:


Ve Aleyna aleykumesselam ve rahmetullah ey Allah'in cc Halili


Cennet topragi latiftir. Suyu tatlidir. Fakat agaci yoktur.


Oraya fidanlar diksinler.


O fidanlar


"Subhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber" dir.


Bu cumleyi her soyleyiste oraya bir agac dikillir.

O halde mu'mine lazimdir ki, Cennete olan sarayi agacsiz birakmiyalar.

Allahu Tealayi daima zikr edeler.

Boyle olursa, Hak Teala onlara

Cennete o kadar baglar ve bostanlar verir ki, sayisini ancak kendisi bilir.

Subhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber

vela havle vela guvvete illabillahil aliyyil azim

alintidir...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/10/2009 - KUR'AN-a Sorsaydın Eğer..

Kategori: YaziLarim
http://img25.imageshack.us/img25/134/kuranasorsaydin.jpg

Bismillahirrahmanirrahim.....


Önce İnsan Kimliğini Alırdın...Sonra İrfan Adresini Bulurdun...Ve ALLAH'ın Hâlifesi Olurdun...Kendini Kur'ân'a Sorsaydın Eğer..

Hâkk Dîni'ne Hurâfeler Katmazdın...Zanlarla Hükmetmez Küfre Batmazdın...Dünya İçin Ahireti Satmazdın...İslâm'ı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer..

Kalbin Kararmazdı Öfkeyle...Kinle...Savaşırdın Önce Kendi Kendinle...Alay Eder miydin Bu Yüce Dîn'le...Haddini Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Yıllarca Ecdâdı Suçladın Durdun...Geri Kalmışlığı İslâm'a Yordun...Oysa ki En Önde Sen Koşuyordun...Ahlâkı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Öyle Bir Mîras ki Bu Toprak Sana...Borçlusun Dökülen Her Damla Kana...İflâs Eder miydin Edepten Yana...Vefâyı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Hele gör O Cimri Zengin Kimseyi...Korkar Fakirlikten Sıkar Keseyi...Bilirdin Vereni Bu Vesveseyi...Şeytanı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Evlât Yetiştirdin Bin Türlü Nazla...Hiç Tanıştırmadın Oruç ve Namazla...Yine Bakar Mıydın Mâziye Hazla...Vebâli Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Asık Çehrelerde Endişe Hüzün...En Yakın Dostuna Geçmiyor Sözün...Gülmez Olur muydu O Güzel Yüzün...Sevgiyi Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Söndükçe Gün be Gün ALLAH İnancı...Özünde Başladı Bir Büyük Sancı...Olur muydu Ana Oğul Yabancı...Saygıyı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Emâneti Hiç Vermedin Ehline...Bedenler Bulandı Rüşvet Zehrine...Düşer miydin Hu Hüsrâna Sen Yine...Ehlini Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Nefsine Kul Oldun Servette Malda...İçkide...Kumarda...Falda...Bu Haram Meyveler Kalırdı Dalda...Cenneti Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Bir Nefesin Bile Hesabı Çetin...Ya Hesabı Nedir Bunca Nîmetin? Vi Kalmazdı Zerre Gafletin...Mîzânı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Her Musîbet Aslında Bir İkazdı...Görmedin mi? Nefsine Verdikçe Azdı...Bu Aervet Gemisi Yoksa Batmazdı...Zekâtı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Amelsiz İlimden Kime Ne Fayda...İlimsiz Ameller Geçmiyor Kayda...Bulurdun. Ahlâka Müşterek Payda...Rasûl'ü.. Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Bayramdan Bayrama Secde Etmekle...''Kurtuldum'' Diyorsan Hükmünü Bekle...Borcu Siler miydin Bu İki Çekle...İbrâyı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?..

O Cehennem Dehşetine Şaşardın...O Azâbı Görmüş Gibi Yaşardın...Secde Secde Af Peşinde Koşardın...Namazı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Şereftir Yücelten Dünyada Ferdi...Öpülen Etekler Kime Ne Verdi? Kullar sevmese de, ALLAH severdi...Rütbeyi Kur'ân'a Sorsaydın Eğer?

Aynalara Bakıp Telâş Etmezdin...Biten Her Gününle Sen de Bitmezdin...Dost'a Böyle Elleri Boş Gitmezdin...Ölümü Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Bu Felsefî Serapları Seçerdin...Damlasına Ömrü Bedel Biçerdin...Can Suyunu Kaynağından İçerdin...Pınarı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer...

Başka Geçit Vermez Bu Yol...Bu Devrân...İlle de...İlle de...İlle de Kur'ân...Vi Durmazdın Sırat'ta Bir An...Kur'ân'ı Kur'ân'a Sorsaydın Eğer... 
 
Surah Al-Zilzaal (The Earthquake) par sufined 
     
Alinti...
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkimizda

Munteha! Sensin. Gidecegim son kapi senindir. Beni affinla sevindir... Sensin munteha! Son sinagim senin rahmetindir. Beni lutfunla sevindir.. Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler

Blog Arkadaşlarım

yurekyanginlari
kitabooku
ebvaa
nisanur83
latehzen
acemikalem
manevihayat
eserali
uyanangenclik
sekeral
hicranyureklii
ruyatabirler
sevinlibebek
kurantevhidsunnet
kisamesaj
seyyidoglu
peygamberrefendimiz
<